Açık bilim, açık erişim, açık devlet, açık veri, açık teknoloji gibi kavramları uzmanlarıyla konuşacağımız Sertel Şıracı ile Açık Kürsü program serimizin dokuzuncu bölümünde FutureBright Group Kurucu Partneri ve Öngörülemeyenler kitabının yazarı Akan Abdula ile beraberiz.
- Açık İnovasyon Nedir?
- Açık İnovasyonun İlkeleri ve Şartları Nelerdir?
- Açık İnovasyon Nasıl Fayda Sağlar?
- Açık Veri İşbirliği, rekabet ve Ticarileştirmeyi Nasıl Etkiler?
- Açık İnovasyonun Yokluğu Neler Getirir?
- Dünyadan Açık İnovasyon Örnekleri Nelerdir?
Başlıklarını konuştuk.
Yeni bölümümüzü 29 Mart 20:00’dan itibaren Youtube’da izleyebilir veya podcast kanallarımızdan (Spotify, Apple Podcast, Google Podcast, Deezer, SoundCloud vb.) dinleyebilir, metin deşifresini videomuzun altında bulabilirsiniz.
Yeni bölümlerde görüşmek üzere. Lütfen sosyal ağlarda AVTED’i takip etmeyi unutmayın ve geri bildirimlerinizi bizimle paylaşmaktan çekinmeyin.
Sertel Şıracı: Herkese merhaba, Açık Veri ve Teknoloji Derneği’nin Açık Kürsü programına hepiniz hoş geldiniz! Açık verinin dijital arşivini oluşturmaya çalıştığımız bu programımızda tekrar yeni bir konu ile sizlerle birlikteyiz. Bugün konuğumuz, Future Bright Group kurucusu ve ortağı aynı zamanda da derneğimizin kurucu üyelerinden ve Başkan Yardımcısı olan Sayın Akan Abdula, hoş geldiniz!
Akan Abdula: İyi akşamlar Sertel Bey, nasılsınız?
S. Şıracı: Teşekkürler, sizler nasılsınız?
A. Abdula: Gayet iyiyim sağ olun, davetiniz için ayrıca teşekkür ederim. Aynı dernekte olabiliriz ama yine de çok heyecanlanıyorum geldiğim için.
S. Şıracı: Evet biraz birbirimizi ağırlar durumumuz var onu kabul etmek lazım ama sonuçta bu dernek gerçekten bir gönüllülük ve bu konuyu dert eden birçok kişinin olduğu bir yer. Mümkün mertebe şu ana kadar birçok akademik başlığa değindik. Gittikçe de konunun uygulama ve ticari tarafları gündeme geliyor ki yakın zamanda sizin yazmış olduğunuz kitapla da esasen görüşünüze başvurulması gereken uzmanlardan biriydiniz bizim için. O yüzden bugün dernekteki üyelik, arkadaşlık dışında sizin düşüncelerinizden faydalanmaya çalışacağız. Umarız da herkesin faydalanacağı konular olacak. Çünkü bugün inovasyonu konuşacağız ve ben de zaman kaybetmeden ilk sorumu sorayım. Açık İnovasyon nedir diyerek başlayalım soru yolculuğumuza.
A. Abdula: Evet, teşekkür ederim. Açık İnovasyonu farklı şekilde anlatmaya çalışayım. Şirketlerin tüm yetenekli insanların kendisi için çalışmadığını kabul etmesidir. Bir kere bunu kabul etmeniz gerekiyor. Çok yetenekli insan var ama farklı yerlerdeler ve bu insanların yeteneklerinden yararlanıyor olmanız gerekiyor ve onların hepsini çalıştıramayacağınız bir dünyada onların bildiklerine ulaşabileceğiniz bir sisteme sahip olmanız gerekiyor. Dolayısıyla Açık İnovasyon aslında şirketlerin inovasyonu sadece içeride yapmaması ve dışarıdan destek alması demektir. Çünkü geleneksel Ar-Ge uygulamalarında şöyle bir dünya vardı, hala var gerçi ama en çok para harcayan şirketler eninde sonunda kazanır. Şimdi bir kere şunu görüyoruz dünya zaten krizde bir taraftan Covid dünyaları var, en büyüğü bile yeterince para harcamıyor ama özellikle orta ölçekli bir şirketin artık Ar-Ge’ye ciddi bir para harcama ihtimali de kalmadı. Böyle bir dünyada böyle bir yeni inovasyon, Açık İnovasyon modelinde çok fazla şirketin çok fazla profesyonel iyi inovasyoncusu var. Dolayısıyla onlardan yararlanmak gerekiyor ama aslında temelde dahili inovasyonu hızlandırmak demek -bu çünkü dışarıdan destek aldığın zaman bir kere hızlandırmış oluyorsun- bilgi akışının ve çıkışının daha etkin kullanması demektir. Bu da aslında Açık İnovasyondur. Ama altını çizecek olursak ve tek cümlede özetleyecek olursak aslında dış fikre açıklık diyebilirim.
Çok fazla şey var.. Yeni sistemler, girişimciler, o bilginin toplandığı yerler. Buna ne kadar açıksınız ya da buna ne kadar kapalısınız? Yani dışarıdan olan etkilere tamamıyla kapalı iseniz Açık İnovasyondan yararlanılamıyor demektir. Açık İnovasyon aslında şirketler için dışarıdaki bilgiyi içeriye hızlı bir şekilde taşıyabilmeleri anlamına geliyor.
S. Şıracı: Evet biraz değindik ama altını çizelim. Açık İnavasyonun ilkeleri ve şartları nelerdir biraz da onları konuşalım.
A. Abdula: Aslında az evvel açıklığın altını sürekli çizdim. Dolayısıyla birinci prensip ve ilke; silolu zihniyetten kurtulmak gerekiyor Sertel Bey. Büyük şirketlerin çok fazla siloları var ve bunlar biz işimizi böyle yaparız demekten öteye gidemiyorlar. Ama artık bu işi biz böyle yaparız demenin bir anlamı yok çünkü dünya değişiyor. Covid ile beraber zaten teknoloji 5.3 sene hızlandı ve yıl sonuna kadar Covid devam ederse 10 yıl hızlanmış olacak. Dolayısıyla biz bu işi böyle yaparız, içeride yaparız, hiyerarşik sistemin içinde yaparız, silolarımıza dokundurtmayız diyorsanız Açık İnovasyonu şirketin içine sokamazsınız. Dolayısıyla birinci ilkesi silo zihniyetinden kurtulmak.
İkinci ilkesi yıllar boyunca oturduğumuz şirket kültüründen kopuş. Biraz yeni bir kültüre ihtiyaç var. Daha açık bir kültüre ihtiyaç var. Dolayısıyla içerisinin daha geçirgen olması gerekiyor. Çok kapalıysanız bir kere hem içerideki, bu arada Açık İnovasyon için az önce dışarıdan bilgidir dedim ama aynı zamanda şirketler arası departmanlardan da bilgi gelebilir. Her zaman dışarıdan da gelmek zorunda değil ama geçirgen, geçişken olmanız gerekiyor. Dolayısıyla o da ikinci ilkeyi oluşturuyor. Birinci ilke silolardan kurtul, ikinci “biz böyle yaparız” kültürel yaklaşımından bir kopuş yaşa, idi.
Üçüncüsü şirket içi bir geçişkenlik sağla. İnsanların şirketin içinde bilgi taşıyabilmesi ve birbirlerini desteklemesini sağla. Ama dışarıdan bilgi alacaksan işin birazcık teknik tarafları var. Patent meseleleri.. Patent sahiplerini potansiyel alıcılarla eşleştiriyorsan kurallara uy, prensipli ol, etik ol, kanunlara uy. Evet açık yenilik fikri mülkiyet haklarının önemsenmesi anlamına gelmiyor. Tam tersi çok ciddiye alınması gerekiyor. Dolayısıyla bu da bir ilke.
Bir de ortak kafası ile yap, win-win kafası ile yap. O da kazansın sen de kazan. Sadece o şirketin o neoliberalizmden gelen daha çok kar yapma, daha fazla kar kafasıyla değil, birlikte kazanırız diye bakarsanız zaten bu bilginin de, bu insanların da kendi platformlarınızda size destek verdiklerini görürsünüz. Onun için burada aslında en önemli şeylerden bir tanesi de tazminat politikasıdır. Nasıl bir tazminatlaşma olacak, size bu bilgiyi getiren bir insan yaratacağınız kardan, yaratacağınız gelirden nasıl yararlanacak anlamında da mutlaka ve mutlaka net prensiplerin oturuyor olması gerekiyor.
S. Şıracı: Peki o zaman burada çalışanları kastediyoruz esasen. Çalışan bu şekilde bir inovasyon yaptığı zaman çıktıdan onu faydalandırmamız ile ilgili bir konu.
A. Abdula: Yüzde yüz, çalışan bizim çalışanımızdır. Şeyden bahsettik, siloları kaldırdık, şirket içinde bir beslenme başladı, departmanlar arasında birisi bir şey getirdi ve şirket bundan gelir yarattı. Orada o bizim çalışanımızdır falan demeyeceksin, açık kültürde herkes bu kültürün devamlılığını, sürdürebilirliğini sağlamak istiyorsa orada net bir tazminatlaşma politikası olması gerekir. Böylece o kültür devamını sağlasın ve tüm departmanlardaki bütün insanlar bu katkılar ve bu kültüre katkıda bulunmaya başlasınlar. Aksi takdirde benim çalışanım zaten bunu yapması gerekiyordur diyorsan o da senin oturttuğun o kültüre uymaya ve öyle bir katkıda bulunmamaya başlar. Sonra bir bakmışsın eski kültürüne dönmüşsün.
S. Şıracı: Yeni şirketlerin de oturtmaya çalıştıkları ve zorlandığı bir alan olmasından dolayı önemliydi bu konu. Peki bu noktada Açık İnovasyonun faydaları nelerdir? Yani bir şirket bunu yaptığı zaman önünde neler açılacak, neler yaşayacak?
A. Abdula: Bir kere Sertel Bey çok ciddi bir zaman tasarrufundan bahsediyoruz. Silolu yapılar -Ar-Ge sadece inovasyon yapsın diyen yapılar- bir kere çok yavaşlar. Hepimiz o şirketlerde çalıştık. Yani ben şunu bilirim ki bir fikir götürmüştüm bir bankaya ve teknoloji departmanı 9 ayda geliştireceğini söylemişti bize. 9 ayda ve bu da hızlı sayılıyordu, onu da söyleyeyim.
Bir kere zaman, zaman çok kritik, özellikle şimdi Covid’le beraber her şeyin hızlandığı bir dünyada şirketlerin hızlanması gerekiyor. Hantal kalamazsınız dolayısıyla zaman tasarrufu sağlıyor çünkü yeni oluşturulmuş bir fikir geliyor, sizin içinizde olmayan kaynakları alabiliyorsunuz ve bu da pazara ürünü sunmanın süresini çok ciddi şekilde kısaltıyor. Bu bir kere ciddi bir fayda, zaman en değerli şeyimiz bu 10-15 yılda diyebilirim. Her şeyimiz zamanla ölçülüyor, bir kere zaman en büyük fayda ve zaman tasarrufu sağlıyoruz.
İkinci olarak çok ciddi maliyet tasarrufu var. Bakıyorsunuz mesela devasa devasa otomobil şirketleri toplam gelirlerinin yüzde iki, yüzde onlarıyla ne kadar giden bir toplam Ar-Ge maliyetinden bahsediyorlar. Milyar dolarlardan bahsediyoruz. Yani bir kere onlar için de artık bu sürdürülebilir değil. Maliyet tasarrufu demek dedim ya bütün iyiler sizin için çalışmıyor ama bütün iyileri sizin için çalıştırıyor durumuna getirdiğiniz zaman içeride harcanan paranın çok altında bir maliyete bu işi yapabiliyorsunuz ve maliyet tasarrufu sağlıyorsunuz. Burada da Türkiye’nin altını çizeceğim. Türkiye Ar-Ge konusunda her zaman çok zayıf kaldı. Bu anlamda Türkiye eğer bu Açık İnovasyon kafasına gelirse kendi insanından çok düşük maliyetlerde çok ciddi Ar-Ge gücü alabilir. Bu da geride kaldığımız mesafeyi de çok hızlı şekilde kat edebilme konusunda çok değerlidir. Orta parantezi kapatayım çünkü Türkiye’yi ilgilendiren bir şey.
Bir başka fayda yenilik seviyesi. Çünkü yeni pazarlara girmenizi sağlıyor, bambaşka fikirler geliyor ve bu da sizin yenilik seviyenizi artırıyor. Aksi takdirde silolu şirket demek sadece bir konuda uzmanlaşmak ve sürekli o konuda böyle hamster gibi bir dairenin içinde koşmak demek. Çünkü bütün çalışanlarımızı aslında etkinlik endeksi ile değerlendiriyoruz Sertel Bey. Bu ne demek? Yani biz Junior yani uzman yardımcısıyız, 5 saatte bir iş yapıyoruz ve sonra 3 saate düşürüyoruz ve hemen verimli olduk diye bizi böyle bir terfi ettiriyorlar. Bu şöyle bir problem yaratıyor; yenilik seviyesinin düşmesine sebep oluyor. Çünkü hepimiz yapılan işi daha hızlı yapmaya odaklandığımız için daha derin bir şey yapmaya vakit ayıramıyoruz. Çünkü kimse içeride bizim yeni bir fikrimizi, derin düşünmemizi ödüllendirmiyor herkes var olan işin daha verimli ve etkin yapılmasını ödüllendiriyor. Bu sistemde yenilik seviyesini vuruyor. Hepimiz yenilik konuşuyoruz ama kendi dünyamızın içinde, kendi şirketimizin sınırları içinde yenilik konuşuyoruz. Oysaki dışarıdan bu beyinlerden yararlanmaya başladığınız zaman bir anda vizyonunuz genişlemeye başlıyor. Dolayısıyla yenilik seviyesi çok ciddi bir fayda haline geliyor.
Şunu da ekleyeyim; risk minimizasyonu. Gerçekten risk çok azalıyor çünkü birebir bir sürü fikirden yararlanabileceğiniz bir platform kuruyorsunuz. Dolayısıyla böyle bir sızma tehlikesi, böyle delik açılır sonra tünele döner ya ve bir tarafa sadece bakarsanız böyle bir yönden bakarsanız probleme göremeyebilirsiniz. Bir sürü paydaş ile çalıştığınız zaman riskleri daha iyi görürsünüz. Bu sizin risklerinizi azaltır, pazara olan uygunluğunuzu ciddi şekilde artırır diyebilirim.
S. Şıracı: Tabii bunlar yan yana koyduğumuzda önemli faydalardır. Her biri için ayrı videolar çekmek lazım. Bir yandan da bu açık verinin getirmiş olduğu iş birliği rekabette ticarileştirme ile ilgili konular söz konusu. Bunların çıktıları bu alanları nasıl etkileyecek o halde?
A. Abdula: Herhalde her tarafını etkileyecek diyebilirim ama ticaretleştirmeyi bilirseniz ve bunu hızlı bir şekilde ticaretleştirebilirsiniz. Yani Türkiye hala bazı konularda -Türkiye’deki ticari dünyadan bahsediyorum- uyanmadı. Biz burada “dog eat dog “dediğimiz köpek köpeği yiyor diye bir şey vardır Amerika’da. Şu anlama gelir: Bir sektör içinde şirketlerin öyle ağır bir rekabet üzerinden geçmesi ki birbirlerini öldürmeleri ve o sektörün bir şekilde büyümemesi ya da gelişmemesidir ve bu uzun vadede müşteri ve tüketiciyi de vuruyor.
İşte bizde de rekabet nasıl yapılır, prensipli nasıl olunur vs. çok oturmuş bir şey değil. Şu anda şunu görüyoruz özellikle rekabet ettikleri için sektörlerini büyütemeyen sektörler var. Şimdi Açık inovasyon aynı zamanda rakip gibi görünen şirketlerin de bir araya gelmesidir. Bilgi paylaşması demektir. Çünkü bir sürü pazar yeterince büyümediği için hatta örnek vereyim; deodorant pazarı. Sektör yeterince büyümüyor ve oyuncular o kadar birbirlerini dog eat dog dediğimiz köpek köpeği yiyordaki gibi o kadar sert bir şekilde birbiriyle mücadele ediyorlar ki pazarın gerçek potansiyelini göremiyorlar. Dolayısıyla Türkiye’de rakiplerin iş birliğini ticaretleştirmesini başarırsak bir sürü pazarda çok potansiyel oluşur.
Şimdi biraz ekonomik krizden dolayı yabancılar ayaklarını kestiler ama son 10 yılda gelen yabancıların hepsi aslında bu pazarların mature olmaması yanı yeterince büyümemiş olmasından dolayı geldiler. Dolayısıyla şunu görüyorlar ki bu pazarlarda hala potansiyel çok var ve Türkiye bu pazarlarını büyütmeyi bir başaramıyor. Bu yabancıların aslında bütün iştahını kabartıyordu. Şimdi onlar yoklar ama bizim bir dönüp bakmamız lazım. Sadece bizi birbirimize rekabet edip birimizi öldürünceye kadar fiyat rekabeti mi yapacağız yoksa bir araya gelip müşteriye fayda sağlayacak bir şeyler bir iş birliği mi kuracağız. Bu iş birliğini ticaretleştirebilecek miyiz sorusunu kendimize soruyor olmamız gerekiyor. Onun için bence iş birliğinin altını çiziyor olmamız gerekiyor. Bir sürü pazarda iş birliği müşteriye çok ciddi fayda sağlayabilir. Ama rekabetten gözlerimiz o kadar kör olmuş durumdaki pazarı büyütmeyecek hale gelmiş durumdayız.
S. Şıracı: Evet, bu anlamda tabii ülke olarak pek ortaklık kültürümüzün olmaması, birlikte çalışamamak da her zaman eleştirilen bir taraftır. Bu noktada biraz da Türkiye özelinden hareket ederek açık inovasyon olursa enterasan işler olacağını gördük eğer olmaza neler olur?
A. Abdula: Türkiye’de Açık İnovasyon olmazsa ne oluru ben aslında temelde de en son yazdığım kitabımda anlatmaya çalıştım. Bu Açık İnovasyonun iki tane alanı var. Birincisi bireylerin yapması gerekenler ikincisi devletin yapması gerekenler.. Açık İnovasyonu devletin desteklemesi gerektiğinin çok altını çizdim. Çünkü yapmasa ne olur? Türkiye’nin şu an bulunduğu hal olur açıkçası. Bu da ne demek, biz mesela Sertel Bey son 10-15 yıldır dijitalleşmeyi konuşuyoruz. Ben de konferanslara çıkıp yani kendim de utanıyorum o günleri düşündükçe ne kadar dijital olduğumuzu nasıl anlatıyorduk biliyor musunuz o sosyal mecraları ülke ne kadar kullandığını söyleyerek ve övünerek anlatıyorduk. Işte 10 15 sene önce Facebook’u en çok kullanan 5 ülkeden bir tanesiyiz diyorduk ve bununla gurur duyuyorduk. Ama şimdi şunun net bir şekilde farkına vardık ki biz Açık inovasyon dünyasına gelmediğimiz için dijitali tüketen tarafta kalmışız.
Biz dijitali üreten tarafa geçememişiz. Biz sosyal mecraları tüketiyoruz, biz oralarda kendi algoritmalarımızı yaratamıyoruz, oysaki potansiyelimiz var. Girişimcilik ekosistemimize bile baktığınızda ne kadar yüksek bir potansiyel olduğunu görüyoruz ama bizim en büyük problemlerimizden bir tanesi girişimcilerimizin dataya ulaşmasını sağlayamıyoruz. Türkiye’de dataya ulaşmak pahalı bir şey ve ben çoğu girişimciler ile konuşuyorum ve bu girişimcilerin hiç dataya sahip olmadığını net görüyorum. Dolayısıyla bir kere olmaz ise ne oluyor, bugünkü gibi girişimleriniz çok hızlı batıyorlar, sürdürülebilir olmuyorlar, büyüyemiyorlar. Ülkeniz dijitali tüketen tarafa düşüyor. Bu da ne demek? Algoritmaların insafına kalmış bir gençlikle kalıyorsunuz. O genci üretim tarafına taşıyamıyorsunuz, dönüşümü yaşayamıyorsunuz. Bugün dönüşümde ne kadar geride kaldığımızı Covid ile beraber görüyoruz. Örneğin sadece kredi kartı datalarına bakıyoruz biz Merkez Bankası’nın.
Covid ile beraber sektörlerin hepsi yüzde yetmiş küçülürken Sertel Bey bir sektör yüzde yetmiş büyüdü. O da elektronik sektörü. Çünkü insanlar çocuklarının laptoplarının ne kadar eskidiğini anladılar. Bu çok acı çünkü bu ülke on bir yılda bir laptop değiştiriyor ve iki üç yıl içinde cep telefonu değiştiriyor. Ne kadar tüketime battığımızı gösteriyor bu. Çocuklar o kodlamayı ve üretimi ne ile yapacaklar telefon ile yapacak halleri yok, laptoplar ile yapacaklar. Ama o kadar araçlar yok ki elimizde onun için tüketim tarafına düşmüş durumdayız. Onun için farkına vardık ki biz dijital dönüşümü yaşayamamışız.
Şimdi devletin elinde bir data var devlet bu dataları açarsa, kendi girişimcisine destek olursa pahalı olan ulaşamadığı datayı eğer kendi girişimcisine verirse kendi dijital dönüşümünü hızlandırır. Hatta devlet sırtından bazı sorumlulukları bile atar çünkü pahalı işler bunlar. Bu anlamda bırak kendi girişimcin bunu yapsın. Tabii ki ben gizli yasak olan veriden bahsetmiyorum. Devletin koruması gereken veriden bahsetmiyorum. Devletin gizlilik mahiyeti olmayan data var elinde onu dahi açmıyor. Bunu açması ve dijitalin bu anlamda dönüşmesini ve güçlenmesini sağlıyor olması gerekiyor. O olmazsa ne oluyor panik oluyor, özellikle bu da son cümlem olsun. Bugün Türkiye dijital anlamda panikdedir onu söyleyeyim. Çünkü çocuklarımızın eğitim noktasında EBA, işte laptop sahipliğinde, bir eşitlik problemi var ve büyümeye devam ediyor. Işte açık inovasyon tüm bunların zamanda görülmesi ve sadece devletin kaynaklarından değil devletin insan kaynaklarını hareketlendirerek devletin sırtından finansal kaynakları kaldırarak bu problemleri çözmesi demektir. Olmayınca da bunlar oluyor işte.
S. Şıracı: Evet çok önemli örneklerdi, aslında ders çıkartılacak konular. Umarız zaman içerisinde hepsi gerçekleşecek ama konunun önemini biraz da altını çizmek adına son olarak da bize örnekler verebilir misiniz? Yani dünyada Açık İnovasyonu daha somutlaştırmak adına örnekler neler olabilir?
A. Abdula: Mesela dünyada en çok inovasyon yapan, stil olan şirketlerden bir tanesi Procter & Gamble idi. Onlar da gördüler bunun sürdürebilir olmayacağını ve rekabet edemeyeceklerini. Onlar da Ar-Ge yatırımını sürdürülebilir olarak 2 milyar dolar harcamak zorunda olduklarını biliyorlardı ama bunu sürdüremeyeceklerdi. Ne yaptılar? Tamamiyle bu açık inovasyon sistemini açarak dışarıdan girişimcinin kendine destekçi olmasını sağladılar ve açık inovasyonlar aslında inovasyonun yüzde ellisini oluşturuyor şu anda. Dolayısıyla o üretkenlikleri de yüzde altmış artmış gibi görünüyor ama 2 milyar doları da dışarıya atmışlar gibi görünüyor. Yani neredeyse yüzde ellisini.
Samsung bunlardan bir tanesi, o da inovasyoncu bir şirket günün sonunda. Bildiğimiz ürünlerinin de anlayacağımız üzere içeride ağır bir Ar-Ge’si olan bu şirket. Bir de bugün ortaklıklar yapıyor, girişimcilerle bir araya geliyor, hızlandırıcılarla iş yapıyor ve yapamadığı yerlerde de alımlar yapıyor. Yani satın alıyor, kendisini içinde olmayan kaynakları alıyor.
Çok büyük değil ama LEGO söylenebilir. LEGO, LEGO İdeas sitesini açıyor. Bu anlamda uzun yıllar aynı işi yaptıkları birazcık sıkıcı algılanıyorlar ve yeni lego ürünlerinin dışarıdan gelmesini sağlamaya çalışıyorlar. İdea sitesi üzerinden mini bing bang teori lego seti oluşuyor ve bu en çok satan ürünlerden bir tanesi oluyor. Türkiye’de bunu yapmak isteyen bir şirket var; Ford yerli arabamız. Onlar da bir Açık İnovasyon Sistemi’nde girişimcileri bir arada olmak, Bilişim Vadisi’nde girişimcileri de toplamak ve o girişimcilerden yararlanmak istiyor. Bu da çok takdire şayan bir şey. Bunu yapmaya çalışan bir şirket var ve inşallah başarılı olurlar.
S. Şıracı: Umarız, önemliydi son noktada gerçekten. Hepimizin gıptayla baktığı, umarız da başarırız dediğimiz konulardan bir tanesidir. Evet sorularımız bu kadar Akan Bey, eklemek istediğiniz şeyler var mı?
A. Abdula: Yok sağ olun, çok teşekkür ederim beni davet ettiğiniz için.
S. Şıracı: Rica ederiz, ben teşekkür ederim. Evet değerli izleyenler Açık Veri ve Teknoloji Derneği’nin Açık Kürsü programında bugün konuğumuz Sayın Akan Abdula idi. Kendisine değerli bilgileri ve katkıları için çok teşekkür ediyoruz. Bir başka programda tekrar görüşmek üzere. İyi günler diyorum.
A. Abdula : İyi günler.