Açık bilim, açık erişim, açık devlet, açık veri, açık teknoloji gibi kavramları uzmanlarıyla konuşacağımız Sertel Şıracı ile Açık Kürsü program serimizin altıncı bölümünde İYTE Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanı Gültekin Gürdal ile beraberiz.
Bu bölümde aşağıdaki başlıklar üzerine konuştuk;
- Açık Erişim Nedir?
- Açık Erişimin Amacı Nedir?
- Açık Erişimin Tarihçesi Nedir?
- Açık Erişimin Sınırları Nedir?
- Açık Erişimin Kuralları Nelerdir?
- OpenAIRE Nedir?
- Açık Erişimin Ülkemizdeki Durumu Nedir?
- Açık Erişimin Zorlukları Nelerdir?
Yeni bölümümüzü Youtube’da izleyebilir veya podcast kanallarımızdan (Spotify, Apple Podcast, Google Podcast, Deezer, SoundCloud vb.) dinleyebilirsiniz. Bu bölümümüzün deşifresini de videomuzun altında okuyabilirsiniz.
Yeni bölümlerde görüşmek üzere. Lütfen sosyal ağlarda AVTED’i takip etmeyi unutmayın ve geri bildirimlerinizi bizimle paylaşmaktan çekinmeyin.
Sertel Şıracı: Herkese merhaba, Açık Veri ve Teknoloji Derneği’nin Açık Kürsü programına hepiniz hoş geldiniz! Açık veri alanında dijital külliyat oluşturmaya çalıştığımız video serisinin her bölümünde yeni bir konuk ile yeni konulara dalıyoruz. . Bu haftaki konumuz da açık erişimle ilgili olacak ve tabii ki açık erişim olunca konu bunu uzun zamandan beri çalışan, kendisine dert edinen bir konuğumuz var; Gültekin Gürdal. Kendisi İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanı, aynı zaman YÖK Açık Birim Çalışma Grubu üyesi ve TÜBİTAK Ulakbim, Açık Bilim Komitesi Üyesi. birçok şapkası var ve şimdi kendisinden istifade etmeye çalışacağız. Hoş geldiniz, hocam.
Gültekin Gürdal: Hoş bulduk, çok teşekkür ederim nazik davetiniz için. Açık veri derneğinin kurulmasından da aslında son derece memnunum. Güzel bir oluşum, büyük bir eksiklikti umarım ülkemizde bu alanda da yapacağı işlerle katkı sağlayacak.
S.Şıracı: Eksik olmayın hocam çok teşekkürler umarız hep birlikte bunu yapacağız. Ben zaman kaynatmadan ilk sorumu sorayım hocam. En klasik soruyla başlayacağım. Kavram incelemesi yaptığımız için açık erişim nedir diye sorayım.
G. Gürdal: Şimdi açık erişim kavramı gittikçe değişiyor ve açık erişimden artık açık bilime doğru evrilme var ama yine de biraz böyle tarihe not düşmek amacıyla aslında 2001 yılına dayanıyor. Bu böyle resmi kabul edebileceğimiz tarih 2001 yılında Budapeşte’de açık erişim inisiyatifi bir araya geliyor ve orada bir bildirge açıklıyorlar. İlk defa belki açık erişimin düzgün bir tarifi orada yapılıyor. İşte bilimsel literatürün internet aracılığıyla finansal, yasal ve teknik bariyerler olmaksızın erişilebilir, okunabilir, kaydedilebilir, kopyalanabilir, yazdırılabilir, taranabilir dizinlenebilir, tam metne bağlantı verilebilir, yazılıma veri olarak aktarılabilir ve her türlü yasal amaç için kullanılabilir biçimde kamuya ücretsiz açık olması şeklinde bir tanımla yapılıyor.
S. Şıracı: Evet, teşekkür ederim. Peki bu tarifin üzerine biraz bize tarihçesinden de bahsedebilir misiniz? Sen ya tanımı bu iş nasıl gelişti bugünlere geldi ?
G. Gürdal: Aslında tabii bu işin gelişmesindeki en önemli etkenlerden bir tanesi bilimsel literatüre araştırmacıların erişebilmesi, bilimsel literatürü kullanabilmesidir. İnternetle beraber de bilgiye erişim şekli çok değişti, hızlandı. Geçmişte nasıldı bu süreç? Işte üniversitelerde araştırmalar yapılıyordu, araştırma yapan kurum da araştırmalar yapıyor ve bu araştırmaların sonuçları yayınlanabilmesi için dergilere gönderiyordu. O dergiler bir takım işlemlerden geçirip yayın evleri bu makaleleri yayınlıyordu. İnternetle beraber bu süreç birazcık değişti tabii ki ve daha kolaylaştı. Ama internetle beraber bu sürecin kolaylaşmasına rağmen dünyada yayın sayısında büyük bir artış artı yayın evlerinin fiyatlarında da inanılmaz bir artış olmaya başladı. Artık özellikle üniversite kütüphaneleri kendi kullanıcılarına, araştırmacılara bilgi kaynaklarını sunabilmekte, bilgi erişebilme konusunda büyük problemler yaşanmaya başladı. Bunla beraber de açık erişim kavramı gündeme gelmeye başladı ve dendi ki bu aslında bizim vergilerimizle kamunun kaynaklarıyla oluşturuluyor birçok araştırma ve bu araştırmaları fonlayanlar kamu ve kamu vergileri. Şimdi kamu neden kendi fonladığı şeyleri tekrar para vererek geri alıyor? Benim kullandığım meşhur bir ahtapotum vardır. Aslında üç defa fonlamış oluyor kamu. Bir araştırmacının maaşını fonluyor, iki onları tekrar yayın erlerinden geriye alabilmek için erişebilmek için bunları fonluyor. Bir de araştırmayı yapabilmek için fonluyor ve bütün bu yapılan çalışmanın sonuçlarına tekrar parayla erişiyor ve burada yayın evleri gerçekten çok büyük kazançlar elde ediyor. Ya şuanda yani iki dünyanın ilk 500 şirket içinde büyük yayın evleri mevcut ve yıllık karları şu anda Facebook, Twitter, işte Amazon gibi büyük işletmelerin bile üzerinde yıllık karlar var. Bu yaklaşık bilimsel yayın dünyası özellikle şu anda 25 milyar dolarlık bir pazar gibi görünüyor. Böyle bir geçmiş tarihi var.
S.Şıracı: Aslında tarihte biraz amacını anlatıyor bize ama biraz da derinleşmek adına bu açık erişimden amaçlanan o zaman ne yani var mıdır başka amaçlar ?
G.Gürdal: Yani şimdi burada amaçlanan demiştim ya artık açık erişimden açık bilime doğru geçtik ve artık açık bilim de açık erişim de içeren bir şemsiye kavram olmaya başladı. Burada aslında açık bilim de birazcık ne olduğuna bakarsak işte bilimsel araştırmayı yürütmenin, yayınlamanın, değerlendirmede yeni, daha açık ve katılımcı bir yolla geçiş. Buradaki en önemli şey aslında bunun merkezi, araştırmanın tüm aşamalarında işbirliğini ve şeffaflığı artırma hedefi. Böyle olduğu zaman ne olacak? Çok daha güçlü bilimsel sonuçlara ulaşacak, verimli olacak ve bilim aslında herkes için olacak. Diğer bir konu daha hızlı olacak ve bu da ne getirecek? Ekonomiye büyük bir sosyal ve ekonomik etki getirecek. Çünkü şöyle bir kavram var artık gelecekteki bilimsel büyük buluşlar kesinlikle artık laboratuvarlarda değil, bilgisayarların başında olacak. Bu nasıl olacak? Tabii ki paylaşıldıkça olacak, bilimsel çıktıları paylaştıkça olacak bu. O yüzden bilimin açık olması, bilgi herkes tarafından erişilebiliyor olması son derece önemli. Şu anda mesela herhangi bir şeyi icat etmek ve her an bir konuda bilimsel bir sonuca ulaşmak kimsenin tekelinde olan bir konu değil. Bugün KOBI’de çalışan bir mühendis de inovasyon yapabilir ama herkesin bir şey yapabilmesi için bilgiye ulaşmaya ihtiyacı var. Bu ve bu bilgiyi ne kadar çok bilim dünyası paylaşırsa bu kadar daha fazla potansiyel de insanın bilimsel bilgi üretme ve yenilikler yapma şansı artacak. En önemli amacı bu.
S.Şıracı: Aslında çok güzel oldu. Açık bilimle açık erişim aslında yan yana getirmiş olduk. Aslında adım adım iç içe geçen öyle konular…
G.Gürdal: Ve yani artık geleceğin bilimi olarak kabul ediliyor açık bilim ve Avrupa Birliği’nin artık varsayılan olarak açık bilim kabul ediyor. Çünkü burada en önemli şey yaşanılabilir bir dünya ve sürdürülebilir bir dünyaya geçebilmek için gerçekten ihtiyacınız olan en önemli şey açık bilim. Inşallah başka bir programda da pandemi döneminde açık bilimin, açık tasarımların ne kadar etkili olduğunu, nasıl bilimsel çalışmalar yapıldığını görebiliriz. Açık bilim sayesinde şuanda bir makalenin gönderilmesi ile yayınlanması arasındaki süre 5 güne düştü. Normalde bu hakemlik süreçleri böyle 3 ay- 6 ay sürerken bir anda..Çünkü artık hayatları koruma söz konusu olunca bilimsel çalışmalar en hızlı şekilde paylaşılması gerekiyor ki bir an önce çözüm bulunsun. Şu anda açık aşı girişimi var. Açık aşı girişimi OpenVox şu anda üçüncü faz denemeleri yapılıyor Amerika’da, Ingiliz Hükümeti’nin çok büyük parasal kaynağıyla. İşte niye çünkü şu anda 138 ülkede daha bir doz aşı ile yapılmadı. Pahalı ve buna bir çözüm olacak açık bilim.
S.Şıracı: Çok teşekkür hocam ya bu harika açıklamalar için ve aslında günümüzü nasıl ettiklerini hep birlikte görmüş oluyoruz. Peki açık erişimin sınır ve kuralları nelerdir? Sınırlarından biraz konuş.. Genel kuralları nelerdir bunun?
G.Gürdal: Burada aslında genel kuralları gibi bir genelleme belki ne kadar doğru veya değildir bilmiyorum yani ama sınırlar nedir yani her şeyi açacağız. bunun bir sınırı var mı? Yada nerede başlayıp nerede bitecek gibi bir konu her zaman gündeme gelir ve bir son 3 yıldır bizim kullandığımız bir motto var. Mümkün olduğu kadar açık, gerektiği kadar kapalı.
S. Şıracı: Bizim dernekte kullandığımız motto budur. Önce onu açalım biraz isterseniz.
G. Gürdal: Mümkün olduğu kadar açık, gerektiği kadar kapalı. Tabi ki bir takım çalışmalar yapılabilir ve bilimsel çalışmaların yapılmasındaki en önemli şey fon sağlayıcılar. Siz bir de firma ile bir çalışma yapıyor olabilirsiniz. Firma buradan bir patent elde edecek olabilir, ondan ilgili bazı şeyler düşünüyor olabilir. Tabii ki orada bazı şeyleri koruması ya da belli bir zaman sonra açması gerekebilir. Bunları sağlayabilir, bunlar korunabilir. Bunlar her şeyi açmak zorunda değil ama şu var mesela şimdiye kadar üniversitelerde yapılan bilimsel çalışmaları hangileri olduğunu, kimin neyle ilgili çalıştığına ulaşmak çok kolay değil. Ama bu akademik arşivlerin sayısının artmasıyla beraber özellikle Yök kapsamında yaptığımız projeler ile, en azından üniversitenin şu anda yaptığı çalışmalar, hocaların yazdığı makaleler bu arşivlerin içine koyuyor ve her zaman için tam metni ulaşılmasa bile oradaki üst verilerle üniversite hangi çalışmaları yapıyor, oradaki hocalar hangi çalışmalar yapılıyor onlara ulaşmak kolaylaştı. Böylelikle de tabii ki özellikle sanayi ile üniversite arasında ya da olası işbirliklerinin artırılmasında çok daha kolay bir yol ortaya çıkmış oluyor. Çünkü ne yapıldığını bulabildikten sonra onu yapan insanlarla işbirliği yapmak daha kolay.
S.Şıracı: Tabii bu pandemi gerçekten bu işin hızlandırıcısı oldu ve açık erişimi de bizim gözlerimiz önüne serdi. Biraz önce örneklerini vermiş olduğunuz burada.
G. Gürdal: Sadece o da değil. Yani örnek o kadar çok ki. Mesela açık tasarım kavramı mesela ilk defa bu kadar ağır çok o gündeme geldi. Mesela Creative Commons açık tasarımlar bildirgesi yayınladı ve bütün dünyadaki şirketlere bu pandemi döneminde kullanılabilecek alet ekipmanla ilgili tasarımlarını en azından pandemi dönemince bu lisanslarla açmasını ile ilgili bir çağrı yaptı mesela. Işte maskeler işte üç boyutlu yazılar üretti. Bir takım ekipmanlar, solunum cihazları falan birçok şey işte kullanılan testler. Yani bu yüzden bu dönemde hayatı kurtaran en önemli şey de bu kavramın altında gerçekleşti ve çok hızlı gerçekleşti. Dünya hiç olmadığı kadar işbirliği yaptı. Herkes bütün sınırları kapattı ama bilimde inanılmaz ve işbirliği açıklık gündeme geldi.
S.Şıracı: Evet o zaman biraz da bu telif diyelim ya da işte koruma noktasında ki işte diğer sınai haklarla ilgili.. Tersinden o sınırların genişlediğini görmüş olduk bu örneklerle.
G.Gürdal: E tabii tabii tabii aynen öyle. Bu sınırları genişleyebildiğini görmüş olduk. Çünkü dediğim gibi yani bazı şeylerin telifleri olabilir. Bunları fon sağlayıcı kuruluşların tasarrufudur. Ama şu an da aslında yapılan araştırmaların yüzde 98’lik bölümünü kamu fonluyor ve kamunun fonladığı araştırmaların sonuçlarında açık olmasını kamunun beklemesi en doğal hakkı. Yani benim üniversitemdeki çevre konusunda yapılmış veya çevre koruma ilgili yapılmış bir çalışmanın sonucunu işte Izmir Belediyesi’ndeki bir mühendisin okuyabilmesi gerekiyor, görebilmesi gerekiyor. Oradaki verileri kullanarak yeniden bir takım işlemler yapabiliyor olması gerekiyor. Biz bunları olduğu gibi sadece ticari yayınevlerinde yayınlanması için oradakilere göre gönderirsek o ticari yayınlardaki yapılan çalışmalara insanların yüzde 95’ine erişim yok. Sadece buna belli üniversiteler, belli paralar ödeyerek abonelikler ile bunlara erişebiliyor. Oysa bunlar kamu fonluyor.
S. Şıracı: Burada tabii herkesin erişimine bahsettik. Avrupa Birliği’nde de ilerlemeler söz konusu. Siz de aslında bu OpenAIRE Türkiye’de yetkili sizsiniz. Biraz da bu konudan konuşalım, bu proje nedir?
G. Gürdal: Şimdi Avrupa Birliği açık erişim konusuna çok önceden de itibaren neredeyse 2007, 2008’li yıllardan itibaren çok bir önem vermeye başladı ve bu noktada ilki OpenAIRE projesi 2009 yılında başladı. Buradaki amaç; Avrupa Birliği fonlarıyla yapılan projelerin sonuçlarının açık erişim olarak bütün dünya ile Avrupa ülkeleri ile paylaşılmasıydı. Buna da neden şuydu.. Dedi ki Avrupa Birliği ben sürekli belli çalışmalar için sürekli fon veriyorum. Görüyorum ki bir çok tekrar var. Bunun en önemli nedeni de kimse kimsenin birbiriyle yaptığı çalışmaların sonuçlarını görmediği için. Ben benzer konularda sürekli bir fonlama içindeyim. O yüzden dedi ki hayır, ben artık böyle istemiyorum. Bundan sonra yapılan çalışmaların sonuçları açık erişim olacak. Ilk önce bu yayınlarla başladı, veriler daha sonra oldu ve o zaman pilot olarak başlayan çalışmalarla sonra OpenAIRE, OpenAIRE Plus, OpenAIRE Avrupa, OpenAIRE Advance gibi projelerle bir alt yapı kuruldu. Şu anda OpenAIRE alt yapısı, bütün Avrupa Birliği kapsamındaki ülkeler ve hatta şu anda daha da ufuk ötesine geçildi. Bütün dünyada bugün işte Latin Amerika’dan ülkeler de var, Japonya’dan ülkeler de var. Oralardaki akademik arşivlerdeki çıktıları harmanlayan bir sistem OpenAIRE. Şu an da 125 milyonun üzerinde açık makale, yayın mevcut, 15 milyon civarında veri seti mevcut ve nerden bakın işte 10 milyon civarında da açık yazılımlar mevcut.
Yine buna paralel olarak da CERN’de çalışan Zenodo adında bir arşiv oluşturdu. Buna da dedi ki birçok ülkede bu yayınları kendi koyabilecekleri akademik arşivleri olmayabilir, eğer bunlar yoksa bunları koyamıyorsa ya da çok yüklü miktarda veri olabilir… Mesela şu anda Türkiye’deki en önemli sorunlardan bir tanesi verin varsa bile ve yüklü miktar sayısı koyabileceği yerlerle ilgili büyük sıkıntı var. Ama mesela bugün Zenodo’ya 50 gb’a kadar veri koyabilirsin. Bu herkese açık bir altyapı ve her koyulan veriye de otomatik bir DOI numarası veriyor. Yani hem yayına hem veriye oraya koyabilirsiniz.
Bu pandemi döneminde mesela şöyle bir şey yaptı OpenAIRE. nasıl da hayatı kurtarmaktan bahsediyoruz ya mesela siz kendi içindeki bu 125 milyon yayın içinde bir veri madenciliği yaparak sadece Covid 19 çalışmalarında kullanılma olasılığı olan bütün yayınları ve veri setlerini bir araya getiren ayrı bir portal kurdu. Oradan sadece bu konudaki yayınları tarama fırsatını verdi bütün araştırmacılara. Gerçekten bu dönemdeki en çok kullanılan portallardan biri oldu bu portal. sadece Covid 19 İLE ilgili yayınların taranabildiği bir portaldı bu.
S. Şıracı: Aslında bunun sınırı yok. Bu büyük veri öyle bir şey ki verinin ne kadar çok tabii ki bilgi açılırsa o kadar başka araştırmacılar bundan istifade etmeye başlayacaklar.
G. Gürdal: Tabii tabii, çünkü benim bir hocam ile geçenlerde webinar yaptık. Bunu da burada not olarak düşmek isterim. Orada onu çok güzel bir açıklaması vardı. Dedi ki; eğer bir akademik çalışmanın, bir makalenin yanında ondan ilgili veriler de yoksa bu makale sadece bir o çalışma sadece bir reklamdır dedi. Evet sadece reklamdır dedi yani. Çünkü burada önemli olan başkasının yaptığı çalışmaları tekrar edilebilmesi ve onun üzerine bir şeyler koyabilmesi. Yani bilim ancak zaten böyle hızlanabilir.
S. Şıracı: Bu anlamda teknolojinin bilim alanında bu şekilde kullanılması elbette işin hızlandırıcı olarak kıymetli bir çalışma olarak karşımızda. Peki Türkiye’deki durum nedir? Avrupa Birliği’nin bir parçasıyız ama ülkemizdeki durumu değerlendirelim.
G. Gürdal: Şu anda şöyle değerlendirebiliriz şimdi bu akademik arşivler üniversitelerin kendi akademik çıktılarını en azından toplar. Örneğin en azından topladıkları akademik araçların sayısında ciddi anlamda bir artış oldu. Özellikle BOP Nair projesinde desteği ile bu farkındalık çalışmaları.. Çünkü neredeyse biz heralde bir 10-11 yıldır bu konuyla ilgili uğraşıyoruz işte. 8 9 tane açık erişim, açık bilim toplantısı düzenledik. Her yıl büyük toplantılar bunlar 400-500 üzerinde katılımcısı olan işte kira ödemesi ve Sabancı Üniversitesi’nde açık bilim, inovasyon zirvesi düzenlendi. Sanayi’den de katılım vardı, fon sağlayıcılardan da.. Bu çalışmanın etkisi epey bir farkındalık oldu. Şu anda 162’ye yakın üniversitenin akademik arşivi mevcut. Orada işte ekleyebildikleri kadar yayınlar da ekliyorlar, oradan ulaşım söz konusu.
En önemli şeylerden biri mesela bu dönemde yaptığı çalışmalardan Türkiye de tezler mesela ulaşılması çok zordu ve sadece yüzde 40-50 civarında tez açıktı.. Gerisi tamamen kapalıydı ve sağ olsun şu anki YÖK başkanımızın da destek ve yardımlarıyla biz bunu yasal olarak da geçirdik ve şu anda üniversitenin yönetim kurullarının ya da işte enstitü yönetim kurullarının onayı olmadan herhangi bir tezi kapatabilmek mümkün değil. Tezi yapan kişi tezi kapatamıyor. Özel olarak neden kapatması gerektiği ile ilgili bir karar alması gerekiyor ve bu sayede de şu anda bu yüzde 50 gibi olan rakamlar şu anda yüzde 98’e çıktı. Yani artık Türkiye’de yapılan tezlerin yüzde 90 8’ine ulaşabilmek mümkün. İnanılmaz bir rakam. Bize çok istifade ediyoruz. Bu Sonra işte bu Dergi Park projesini önermiştik mesela biz. Dergi Park projesi hayata geçti. Şuan da işte 2000’in üzerinde açık dergi ya hosting hizmeti veriyor TÜBITAK , onların yayınlanmasını sağlıyor. Bu inanılmaz büyük hizmet, inanılmaz kaynakları pandemi dönemindeki Türkiye’nin en çok kullanılan web sitelerinden bir tanesi oldu Dergi Park web sitesi. Özellikle 25 yaş altında büyük bir kullanım, 1 milyonun üzerinde kullanım, unique kullanıcı oldu yani. Çünkü herkes evden bir şeyler yapmaya çalıştılar, evden ödev yapmaya çalıştı falan. Yani açık olduğu için kullanılabildi. Bu bile bu dönemde en önemli şeylerden bir tanesiydi.
En büyük eksikliklerimizden birisi Türkiye’de açık ders yok. Açık ders kitabı yok. Bunlar çok az. Mesela bu eksikleri çok yaşadı bu dönemde Türkiye. Türkiye’deki en önemli şeylerden biri de harman var. Mesela Tübitak’ın bir harmanlama sistemi var. Bu da bu akademik arşivleri harmanlıyor ve tek noktadan onlarda tarama yapmayı sağlayan sistem. Yine Aperta adında TÜBITAK proje sonuçlarının ve TÜBITAK’ın kendi akademik çıktıların olduğu bir harmanlama sistem var. Aynı zamanda bu sistem araştırma verisi koyabilmenize de olanak sağlayan bir sistem. Çok kısa bir zaman sonra TÜBITAK Aperta’yı da bütün kamu kurumlarının kullanımına sunacak. Siz de artık yani kendi üniversitenizde bir veri arşivi yoksa bile Aperta’ya veri koyabileceksiniz. İşte bu sayede de çok daha yeni bin bir programı kapsamında mesela ilk defa TÜBITAK işte herhangi bir proje için başvuru olduğunda veri yönetim planı sunmayı zorunlu hale getirdi. Artık TÜBITAK bu programlar kapsamında veri yönetim planı sunmadan proje alamıyorsunuz. Yani açık erişimde açık veri veya veri artık tamamen böyle birbiriyle iç içe geçmiş hale geldi.
Yani işte YÖK’te oluşumlar var, TÜBITAK’ta oluşumlar var, üniversitenin içinde her üniversitenin bir Açık Erişim Danışma Kurulu oluşturuldu. Özlediğimiz ya da olması gereken düzeyde mi her şey tabii ki değil yani. Ama her şey bir başlangıç. Bunu iyi yapan üniversiteler de var, yapmayan üniversiteler de var ama herkeste bir çaba var şu anda. Mesela göstergelerden bir tanesi mesela araştırma üniversitesi olabilmek için açık erişimle ilgili neler yaptığı, üniversitenin ne kadar açık erişimde yayınının olduğu ,bunu bir kriter olarak koydurduk. İşte akademik teşviklerde bulunmasını bunun bir kriter var olmasını sağlamaya çalışılıyor. Bu önemli bir kriter. Bu şekilde çalışmalar devam ediyor ve artık bu yılı da daha çok tamamen veri konusunda farkındalığı anladığımız bir yol olacak. Çok güzel etkinlikler düşünüyoruz bu kapsamda. Yurtdışında da çalışan arkadaşlarımız var. İnşallah veri konusunda üniversitelerde özellikle bilimsel çalışmalar sonucunda çıkan verilerle ilgili belli bir iş akışlarının üniversitelerde olabilmesi için bir farkındalık çalışması yürüteceğiz. Bu sene birazcık böyle veri yılı olacak gibi diyebilirim.
S. Şıracı: Yani çok teşekkürler bu bütün bilgiler ve derleme toplama için. Gerçekten umut verici ve tabii dijital dönüşüm hızlandı malum son 1- 2 yıl içinde. O yüzden mutlaka bunlardan kısa sürede sonuç alacağına inanıyoruz. Teşekkür ederiz sorularımıza verdiğiniz yanıtlar için. Eklemek istediklerinizi alalım son olarak, buyrun.
G. Gürdal: 5- 6 yıl önceki bir toplantıdaydı bu Avrupa Birliği kapsamındaki toplantıda bir kişi. O zaman demişti ki, özellikle veri altındır ve bunu en iyi işleyecekler gelecekte var olacak ve kazanacak. Şimdi o dönem, ya bu açıklık kültürü aslında bizim en çok sahip olmamız gereken şey ve bu noktada da tabii en önemli konu veri, açık erişim, açık bilim bunların hepsi gerçekten çok değerli ama hepsi devrim niteliğinde. Ve gerçekten açık bilim bir devrim ve her devrimi gerçekten zorlukları var ama bizim mesela OpenAIRE projesinde de ” Science set it free”dır onun mottosu da, “Bilimi özgür bırak.” Burada da en önemli şey bilimi özgür bırakmak, daha çok paylaşmak ve bunun dışında artık işbirliği ve güç birliği etme zamanı diyorum ben ve benim klasik bir sunumum vardır kullandığım; “Hayat çok kısa, paylaşmaya değer.”
S. Şıracı: Evet, çok teşekkür ederim paylaştıklarınız için. Umarız dediğiniz gibi hak ettiği yeri bulacaktır. Çok teşekkürler hocam ayırdığınız zaman için.
G. Gürdal: Ben çok teşekkür ediyorum, sizlere de başarılar diliyorum. Herhangi noktada bir destek ihtiyacında da elimizden geleni biz de yapmaya çalışırız. Teşekkürler.
S. Şıracı: Evet değerli izleyenler bugünkü konumuz açık erişimdi. Konuğumuzda Sayın Gültekin Gürdal’dı. Bir diğer programımızda tekrar birlikte olmak üzere.